3 Mayıs 2011 Salı
Son Üç

Son da söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Bu sene fazlasıyla doyduk futbola. Hanidir, tatmin olmadık belki ama doyduk… Ve fakat bundan sonra tatmin oluruz gibi geliyor…
Süper Lig’in ilk yarısında geçen yılın şampiyonu Bursa’nın ve Trabzon’un yanık sıra G.Antep, Kayseri, Karabük’ün ligin zirvesi için girdikleri zevkli ve mütevazi kadrolarına karşın kaliteli yarış bu kulüplerin hemen her maçını doyurucu kılarken, sapır sapır dökülen üç büyükleri (!) hiç mi hiç aratmadılar. Hatta bu tablo bir yerden sonra kendini o denli kabul ettirdi ki gündem büyüklerin başarısızlıkları değil, şampiyonluk yarışının hangi Anadolu kulüpleri arasında geçeceği olmuştu. İyi de olmuştu hani…
Ancak, devre arasında beklenenin aksine hiçbir transfer yapmayıp kadronun problemli isimlerinden kısmen kurtulan Fenerbahçe, aynı süreçte Türkiye Kupası’ndan klasik olduğu üzere elenmenin de verdiği kaybedecek hiçbir şeyi olmamanın verdiği motivasyonla lige bir asıldı pir asıldı.
Ligin iki yarısında iki farklı futbol oynamaya başlayan Fenerbahçe’nin devreye girmesinin yanı sıra tevazu sahibi ekiplerin zirveden yavaş yavaş uzaklaşmaya başlaması zirveyi iki eski rakibin uzun soluklu yeni bir hesaplaşması için bulunmaz hale getirdi.
Hani derler, bu aşamadan sonra kaybedilen puanın telafisi yok deyyu. Aslında var ama zor… Fenerbahçe geçen senenin hem kupa hem lig intikamını Trabzon’dan almak isterken, Trabzon hala jeneriklerini izlediğimiz son iki haftada Fenerbahçe’ye kaptırdığı şampiyonluğun telafisini yapmaya çalışıyor.
Alex ve Kocaman Aykut Kocaman’ın sağladığı barışın iteklediği ve ikinci yarıda yalnızca iki puan kaybeden Fenerbahçe ile Şenol Güneş’le takım olarak kariyerlerinin en iyi futbolunu oynayan Trabzonspor arasındaki bu yarış sanırım herkesten çok bu takımlardaki oyuncuları mutlu ediyordur. Bu mücadele için de bu iki takımın topçuları herkesten daha çok doymuştur futbola…
Kazanıyor her iki takım da, diğerinin kaybetmesini umut ederek… Keşke tatmin edici futbolla kazansalar da, şu müthiş yarış futbol seyir zevkimizi de en az sahip olduğu heyecan kadar doyursa bizi…
Fazlasıyla doyduk futbola…
Tatmin olursak, bundan sonra oluruz gibi geliyor. Çünkü belli ki bu iki takımın oyuncuları herkesten daha çok keyif alıyor bu rekabetten. Son üç derken, bunun saha içine yansımasıdır en büyük temennimiz…
Süper Lig’in ilk yarısında geçen yılın şampiyonu Bursa’nın ve Trabzon’un yanık sıra G.Antep, Kayseri, Karabük’ün ligin zirvesi için girdikleri zevkli ve mütevazi kadrolarına karşın kaliteli yarış bu kulüplerin hemen her maçını doyurucu kılarken, sapır sapır dökülen üç büyükleri (!) hiç mi hiç aratmadılar. Hatta bu tablo bir yerden sonra kendini o denli kabul ettirdi ki gündem büyüklerin başarısızlıkları değil, şampiyonluk yarışının hangi Anadolu kulüpleri arasında geçeceği olmuştu. İyi de olmuştu hani…
Ancak, devre arasında beklenenin aksine hiçbir transfer yapmayıp kadronun problemli isimlerinden kısmen kurtulan Fenerbahçe, aynı süreçte Türkiye Kupası’ndan klasik olduğu üzere elenmenin de verdiği kaybedecek hiçbir şeyi olmamanın verdiği motivasyonla lige bir asıldı pir asıldı.
Ligin iki yarısında iki farklı futbol oynamaya başlayan Fenerbahçe’nin devreye girmesinin yanı sıra tevazu sahibi ekiplerin zirveden yavaş yavaş uzaklaşmaya başlaması zirveyi iki eski rakibin uzun soluklu yeni bir hesaplaşması için bulunmaz hale getirdi.
Hani derler, bu aşamadan sonra kaybedilen puanın telafisi yok deyyu. Aslında var ama zor… Fenerbahçe geçen senenin hem kupa hem lig intikamını Trabzon’dan almak isterken, Trabzon hala jeneriklerini izlediğimiz son iki haftada Fenerbahçe’ye kaptırdığı şampiyonluğun telafisini yapmaya çalışıyor.
Alex ve Kocaman Aykut Kocaman’ın sağladığı barışın iteklediği ve ikinci yarıda yalnızca iki puan kaybeden Fenerbahçe ile Şenol Güneş’le takım olarak kariyerlerinin en iyi futbolunu oynayan Trabzonspor arasındaki bu yarış sanırım herkesten çok bu takımlardaki oyuncuları mutlu ediyordur. Bu mücadele için de bu iki takımın topçuları herkesten daha çok doymuştur futbola…
Kazanıyor her iki takım da, diğerinin kaybetmesini umut ederek… Keşke tatmin edici futbolla kazansalar da, şu müthiş yarış futbol seyir zevkimizi de en az sahip olduğu heyecan kadar doyursa bizi…
Fazlasıyla doyduk futbola…
Tatmin olursak, bundan sonra oluruz gibi geliyor. Çünkü belli ki bu iki takımın oyuncuları herkesten daha çok keyif alıyor bu rekabetten. Son üç derken, bunun saha içine yansımasıdır en büyük temennimiz…
9 Nisan 2011 Cumartesi
Eric Cantona

Fotoğrafın sağ köşesinde kıza dikkat edin herkes şok içerisindeyken, o sanki yıllardır bu anı beklermiş gibi.
4 Nisan 2011 Pazartesi
Bir Galatasaray Varmış...

2009-2010 sezonu başlarken Galatasaray'ın başında Frank Rijkaard, takımın hücum hattında da Elano, Keita, Arda, Kewell, Baros, Nonda vardı. Yetmedi bu 6 cengaver bir de Jo ve Dos Santos katıldı hücum ekibine. Her şey rüya gibiydi, her şey inanılmayacak kadar fazla iyiydi. Güzel futbol, bol gol ve ışıltılı yıldızlarla başladı sezon. Galatasaray atıyor, taraftar arkasına yaslanmış güzel futbolu izliyordu. Ne yazık ki sezonun devamında işler pek de iyi gitmedi. yanlışlar, yanlışları kovaladı, Galatasaray sürekli irtifa kaybetti...
2010-2011 sezonu başladığında ise bu göz kamaştırıcı hücum ekibinden geriye, Kewell, Arda ve Baros kalmıştı. Elano'nun görevini ise Misimoviç üstlenecekti. Durum geçen sezon kadar pürüzsüz değildi. Rijkaard'ın gerisinde başarısız bir sezon ve onun arkasında duramayacak kadar yıpranmış bir yönetim vardı. Keita yüksek ücret karşılığında satılmış, Elano evinin yolunu tutmuştu. Takımın kaptanı Arda ise futbolundan daha çok özel hayatı ile anılır olmuştu.
Galatasaray için tek umut yeni stadyumdu. Yılan hikayesine dönen stadyumun sezon arasında açılması planlanıyordu. Türk Telekom Arena'yı çok bekledi Galatasaraylılar. Bunu bilen yönetim de her başarısızlığını bu stadyum hamlesiyle örtmeye çalıştı. En sonunda TT Arena'ya taşındı takım ama bu modern stadyumun sahasında oynayacak bir futbolu kalmamıştı Galatasaray'ın. Cem Yılmaz iyimser bir şekilde sahanın oynattığını iddia ededursun, sahaya çıkan 11 futbolcu gittikçe özgüvenini kaybediyordu.
Bu arada Rijkaard gitmiş yerine popülist bir hamleyle Hagi gelmişti. Hiçbir teknik direktörlük başarısı olmayan Hagi'yi ikinci kez takımın başına geçirmek sadece taraftarın gözünü boyamakla açıklanabilirdi. Ama Hagi o kadar kötü bir performans çizdi ki bu boyanın etkisi de pek fazla sürmedi.
Galatasaray kötü gittikçe yönetimle taraftarın arası da bozuldu. sona doğru ilerleyen bu ilişkinin kopma noktalarından biri de TT Arena'nın açılışıydı. Bayram günü olması beklenen açılış gittikçe bir trajediye dönüştü. Galatasaray yönetimi de bu trajediyi yönetemedikçe taraftarın Adnan Polat yönetimiyle pamuk ipliğine bağlı olan bağı kopuverdi.
Tüm bu trajedi, Polat yönetimin idari olarak ibra edilmemesiyle son buldu. Kılıçlar çekildi, kozlar oynandı, Adnan Brothers ve Hagi bavulunu toplamak zorunda kaldı.
Galatasaray'ın şimdi önünde bir kongre, elinde bitmiş bir sezon ve eskimiş bir kadro var. Yepyeni bir stadyumu olan Galatasaray'ın içini dolduracak 55.000 kişi bulabilmek için epeyi plan yapmaya ihtiyacı olacak.
3 Nisan 2011 Pazar
Nerede Kalmıştık?
Uzun zamandır yoktuk buralarda. Niye olmadığımızın bir açıklaması yok. Daha doğrusu adam gibi bir özrü yok.
Şimdi yeniden siteyi canlandıralım dedik, hem de ligimiz epeyi bir canlıyken...
Fenerbahçe'nin muhteşem serisi Bursaspor beraberliğiyle sona erdi. Taraftar son ana kadar destekledi takımını. Takıma inanç tamdı. Galibiyet gelmedi belki ama "her şeye rağmen" verilen destek bence oldukça anlamlıydı. Fenerbahçe'nin sezon ilerledikçe büyük bir yol katettiği tartışılmaz bir gerçek. Gelecek sezon için taraftara umut veren şey de bu olsa gerek.
Trabzonspor şimdi yeniden puan farkıyla liderlik koltuğunda. Kötü oynadıkları haftalarda topladıkları puanların ne kadar değerli olduğunu hep beraber görüyoruz. Oldukça zorlu bir fikstürün içine girerken 2 puan önde olmak kendileri için avantaj olacak ama böyle kötü oynamaya devam ederlerse şans sürekli yanlarında olmayabilir.
Beşiktaş bu sezonun yokları oynayan takımlarından biriydi. Doğru gözüken bir hoca seçimi ve onun şekillendirdiği kadroyla girdiler sezona ama her şey çok kötü gitti. Onlar için söylenebilecek tek şey şansızlık aslında.
Galatasaray'dan söz etmeye değer mi değmez mi bilemiyorum. Aslında onlar için söylenecek o kadar çok şey var ki; küçük bir paragraf fazlasıyla yüzeysel kalacak gibi. Durumları o kadar kötü ki önümüzdeki sezona kadar bile düzelemeyebilirler.
Son şampiyon Bursaspor şampiyon gibi değildi bu sezon. Geçen sene zaman zaman verdikleri futbol keyfini yaşatmaktan uzak kaldılar. Kazandılar çoğu zaman ama futbolseverin pek gönlünü kazanabildiklerini söyleyemeyeceğim. Göz bebeğimiz Ivan Ergiç'ten sonra diğer bir kaliteli yabancı Kenny Miller'ı ligimize kazandırmaları bence sezona yaptıkları en büyük katkıydı.
Şimdi yeniden siteyi canlandıralım dedik, hem de ligimiz epeyi bir canlıyken...
Fenerbahçe'nin muhteşem serisi Bursaspor beraberliğiyle sona erdi. Taraftar son ana kadar destekledi takımını. Takıma inanç tamdı. Galibiyet gelmedi belki ama "her şeye rağmen" verilen destek bence oldukça anlamlıydı. Fenerbahçe'nin sezon ilerledikçe büyük bir yol katettiği tartışılmaz bir gerçek. Gelecek sezon için taraftara umut veren şey de bu olsa gerek.
Trabzonspor şimdi yeniden puan farkıyla liderlik koltuğunda. Kötü oynadıkları haftalarda topladıkları puanların ne kadar değerli olduğunu hep beraber görüyoruz. Oldukça zorlu bir fikstürün içine girerken 2 puan önde olmak kendileri için avantaj olacak ama böyle kötü oynamaya devam ederlerse şans sürekli yanlarında olmayabilir.
Beşiktaş bu sezonun yokları oynayan takımlarından biriydi. Doğru gözüken bir hoca seçimi ve onun şekillendirdiği kadroyla girdiler sezona ama her şey çok kötü gitti. Onlar için söylenebilecek tek şey şansızlık aslında.
Galatasaray'dan söz etmeye değer mi değmez mi bilemiyorum. Aslında onlar için söylenecek o kadar çok şey var ki; küçük bir paragraf fazlasıyla yüzeysel kalacak gibi. Durumları o kadar kötü ki önümüzdeki sezona kadar bile düzelemeyebilirler.
Son şampiyon Bursaspor şampiyon gibi değildi bu sezon. Geçen sene zaman zaman verdikleri futbol keyfini yaşatmaktan uzak kaldılar. Kazandılar çoğu zaman ama futbolseverin pek gönlünü kazanabildiklerini söyleyemeyeceğim. Göz bebeğimiz Ivan Ergiç'ten sonra diğer bir kaliteli yabancı Kenny Miller'ı ligimize kazandırmaları bence sezona yaptıkları en büyük katkıydı.


Benim Hala Umudum Var!

Fenerbahçe bugün istekli ve arzuluydu. Bursaspor ise bir o kadar katı ve dirençliydi. Ertuğrul Sağlam elindeki kaliteli adamların hakkını verecek bir futbol oynatmıyor ne yazık ki. Başaltı Anadolu takımı zihniyetinden sıyrılması lazım. Kendisi şampiyon hoca. Birinin de bunu ona hatırlatması lazım.
Son söz kaptan Alex'ten gelsin:
"FB taraftar cok tesekkurler!!! 7 hafta var...devam"
19 Ekim 2010 Salı
Fenerde Koca-Man. Cimbomda Kara-Man

Porco : Fenerbahçenin Konyaspor'u 4-1 yendiği gece - ki futboluyla eziciydi ve 60'tan sonra oynamadı bile - Galatasarayda teknik direktörlüğe Hikmet Karaman gelecek deniyor. Ne diyorsun sakallis?
Sakallis: ee terim gelemeyecekse dublorünü koyarız bizde kapiş ;)
Porco : valla iyiymiş. başlık bile komik lan. rijkaard'ı kovup yerine hikmet karaman'ı getirmek. şaka mı bu yaavvv. adnan polat bir hafta önce rıdvana ben bu adamla konrat uzatacam dediydi. bir de hakan şükür geliyomş yanına.
Sakallis: ulan az önce son kale'de 16/10/2010 tarihli programda karaman'a soruyorlar. şu anda gs'dan teklif gelse kabul eder misiniz? diye. yok kesinlikle kabul etmem; prensip meselesi falan diyordu. =))
haklı ama aga böyle bir denyoluğa bir takım kaç defa denk gelir de teklif yapar. bence hakan şükür'de bunu kandırmış olabilir. "lan olm hadi lan bak süper olacak" diyerek kendi teknik direktörlüğünün sorgulanacağı için keltoşun aklını çelmiştir =)))
Porco :süper lan. körler sağarlar birbirini ağarlar. ne olur bu cimbomun hali. ama karizmadan bu kadar uzaklaşmamalı galatasaray gibi takım. olmamalı. ben bişey diyemiyorum. çok mu şaşırıyorum bilemedim. olmamalı :)
Sakalis: bana göre "eahh yeter be burger king burger king artık hasan usta'dan lahmacun pide yiyelim" anlamına gelir. burger king'in dünya çağında şöhreti olsa da hasan usta yerelden öte mahallidir. ülke şartlarında kapışılacak ise burger king kadar afilli-janjanlı menüleri, reklamları, ambalaj paketleri olmaması dışında lezzet olarak çok geride kalmaz. (örnek vereyim diye ancak bu kadar saçmalanır.)
Porco : Neresinden baksan saçma. Bu konuşma gibi :))
14 Ekim 2010 Perşembe
Arda Mesut mu?
Zaten bir bu kıyaslama yapılmamıştı. Ama yazının konusu futbolcuları değil, maruz kaldıkları basın, yönetim ve ülkelerin kıyaslaması.

mesut schalke'de oynarken bunun üzerinde geldiler, teknik direktör-yönetim vs baskı oluştu. Bu baskı altında burada başarılı olmam mümkün değil dedi. Gitti Werder'e (yaşı 18). Bremen'de Mesut özel bir oyuncu öncelikle onun mutlu, huzurlu bir ortama sahip olmasına çaba göstereceğiz dediler ve bütün mental sorunlarını yok edecek biçimde ilgilendiler. Çünkü adam ortaya az çıkan büyük yıldız adayıydı. sonrası zaten biliniyor. hatta mourinho'nun mesut'un üzerine titrediğini bile biliyoruz. Dil bilmemesi üzerine bir demeç verdi ardından pohpohlayacak 3 tane demeç verdi.
mesut sadece bir örnek.
fabregas için arsenal'in yaptııkları
gourcuff için bordeaux'un yaptıkları ortada.
Biz, kişisel, karakterisik, mental duruma bakmadan 21 yaşında koyduk yükü sırtına. sırf yetenekli olduğu için. Bir adam yalnızca yetenekli olduğu için kaptan yapılır mı? E yaptık oldu. Bu kadar oldu. buraya kadar oldu. TV'de yaşadığı büyük bir psikolojik yıkımın eşiğinde olduğu belli oluyor. Kendisini korumak için ördüğü bütün duvarlar yıkılmış. 22 yaşında çaresiz kalmış, kırılmış genç bir adamın halini görüyorsun.
Kendisini bu şekilde medyadan korumak zorunda kalan genç bir avrupa yıldızı hatırlamıyorum.
-----------------------------------------------------
evet. arda hakkında yazdıkların doğru.
mesutla kıyaslayınca da haklısın.
ama kendisi koşa koşa, gülücükler ata ata yüklenmedi mi bu kadar sorumluluğu. bugünün dünden tek farkı erman toroğlunun demeci. o demeç verilmiş olmasaydı arda sürekli sakatlanan, özel hayatı göz önünde olan (bu kısmı beni ilgilendirmiyor), tutarsız bir performansı olan v hatta yer yer sahada kendini kaybeden (her iki anlamda) bir futbolcu değil miydi?
tabi ki toroğlunu demeci kabul edilemez. zaten adam tartışılmayacak bir noktada. ama bu haklıyken küfür edince haksız duruma düşen ve öğretmennden tokat yiyen çocuğa benziyor. arda hakszıdı dün. bugün tek demeçle haklı olmasın. bu demeç için toroğluna kız, ama ardanın suçu yokmuş gibi davranma (davranmasın medya).
-----------------------------------------------------
Arda yüklendi yüklenmesine de 21 yaşında çocukluktan beri aşığı olduğu milyonlarca euro dönen bir sektörün baş çarklarından biri olan takımın liderliğini yüklendiğinin farkında mıydı acaba. Bir kişiye yapması için çok zor bir görev veriyorsan o görevi yapabilecek vasıflara sahip mi diye bakmaz mısın? Çok yakışıklı diye bir adama analiz görevi verilir mi? Çok hızlı koştuğu için bilgisayar işi verilir mi bir adama. Arda'nın görevden kaçması gibi bir ihtimal söz konusu bile değil. Öyle bir durumda başına gelebilecekler şimdikinden çok daha kötü olurdu. Bunu bilmesi gereken yönetimdir. Ucuz popülist bir karardır Arda'nın Galatasaray'ın sportif başarısızlıklarında ikonik bir figür haline getirilmesi.
Arda'nın özel yaşamındaki eklektik yıldız imajı aslında ülkenin oturmamış ahlaki düzeni içerisinde zedelenmeye mahkumdu. Adam eğlenceli, duygusal, zıpır bir karaktere sahip. İstese istemese bir yerlerden bunlar fışkırıyordu. Bunların önüne geçip ağır ve vakur "abi" pozları keserek kaptanlık imajını "sahte kabadayı" pozlar ile yürütebileceğini sandı. Belki de inandırdılar.(Arda'nın menajeri Ahmet Bulut'un aynı hukuk bürosu ile çalıştığından, karakteri hakkında Serenad'dan ekstra bilgiler almıştım.") Cici kız sevgilisi ve seviyeli ilişkilerini herkesin önünde yürütmeye çalışıyor olması da tutmadı. Çünkü eklektikti. doğal bir kültürel yaşam uzantısı değildi. Bu dejenere hal medyanın işine geldi. Taraftarın keyfini kaçırdı. Başarısız sonuçlar arttıkça(şimdi biliyoruz ki sakatlığının da etkisiyle) Arda sahaya etkiyemez duruma geldi. Sahada cevap vereceğim dedikçe, o cevapları veremedi ve sorulan sorular, yapılan eleştirilir dağ oldu birikti. 20 yaşında Aziz Yıldırım'la karşı karşıya bırakıldı. Kendi seviyesinden üstte olan birine ayar vermek zorunda kaldı. O ayarı vermemesi, verdirilmemesi gerekirdi. Oldu.
Sonunda milli takım kötü, galatasaray kötü, sakatlık uzun, derken yıkıldı bütün dağlar üzerine. eklektik imaj parçalandı ve karşımızda savunmasız bir genç adam kaldı. Bir kaç cümlesi var söyleşiden cidden trajik. ''bu ülkenin durumu sıkıntılı", "şerefsizliğe haksızlığa karşı elinden bir şey gelmiyor" gibi sözler söyledi önemlidir. Daha önemlisi; "Ben bu röportajı kulubümden izinsiz veriyorum ceza gelebilir" dedi. bu vahimdir işte. Galatasaray futbol kulübü nadide kaptanı, kıymetli varlığı Arda'yı kendisini korumak adına izinsiz röportaj vermek zorunda bırakmışsa bu gerçekten vahimdir. Arda, kimsenin farkında olmadan yel değirmenleri ile savaşa başlamak üzeredir.
Sadece Galatasaray için değil gerileyen, ümit vermeyen ülke futbolu adına da önemli bir konudur, Arda Turan meselesi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Blog Archive
Karma
2. lig
2002 Dünya Kupası
2010 Güney Afrika Dünya Kupası
90 dakika
A Milli Takım
Aceto Balsamico
adanademirspor
Adnan Polat
Adorno
Alex De Souza
Alex Ferguson
Allianz Arena
Almanya
altay
andre francisco moritz
Ankaragücü
antalyaspor
arda turan
ariza makakula
Arjantin
Atletico Madrid
Avrupa
Aydın Yılmaz
Aykut Kocaman
aziz yıldırım
bankasya 1.lig
barcelona
Basel
Basketbol
Batuhan Karadeniz
Bayern Munich
beat
Benzema
beşiktaş
beşiktaş-cska
bilica
bob marley
Bogdan Tanjevic
Borussia Dortmund
Brezilya
bu maçı alıcaz
bucaspor
Bursaspor
Bülent Uygun
can kozanoğlu
caner erkin
carling cup
carlos tevez
cevad prekazi
Cezayir
Cristiano Ronaldo
cska moskova
Cüneyt Çakır
çarşı
d-smart
Daum
David Beckham
Derbi
Didier Drogba
diego buonanotte
Diego Forlan
Diego Milito
DİSK
Diyarbakırspor
Dos Santos
eduardo galeano
elano
emre çolak
endüstriyel futbol
eric abidal
Eric Cantona
Erich Fromm
Ertuğrul Sağlam
Eskişehirspor
eşleşme
eşleşmeler
eto'o
Fans
faşizm
Fatih Terim
Fenerbahçe
Fernando Alonso
Ferrari
fifa
figueora
Fil Dişi Sahilleri
Frank Rijkaard
Fransa
futbol
futbol fanatizmi
futbol kitapları
futbol medyası
futbol ve kültürü
futbolun şifreleri
galatasaray
Gana
gaziantep
Gebzespor
george best
George Hagi
Gökhan Ünal
Guardiola
Guus Hiddink
Güiza
haldun üstünel
harry kewell
hıncal uluç
hikmet karaman
Hollanda
Honduras
Hürriyet
hüseyin göcek
Issiar Dia
Ivan Ergiç
iddaa
inter
İspanya
İtalya
İtalya Serie A
izmir
jerome rothen
jo
Jose Mourinho
Juventus
Kaka
Kamerun
karşıyaka
kasımpaşaspor
kayserispor
kazım
Keita
konyaspor
kura
Lazio
leo franco
Leonardo
Leonel Messi
Lille
livorno calcio
Los Galacticos
Lucas Neill
Mamadou Niang
manchester city
Manchester United
maradona
Mark Webber
marsilya
Marx
mavi şimşekler
Mclaren
mehmet batdal
Mehmet Demirkol
Meksika
merhaba
mert nobre
messi
metin kurt
Milan
milan baros
milli takım
Milliyet
Miroslav Stoch
Mönchengladbach-Hannover 96
Muhsin Ertuğral
mustafa denizli
necati ateş
Nijerya
ntvspor
Okan Alkan
Ozan İpek
Özer Hurmacı
Özhan Canaydın
Paraguay
pedro rodriguez
Pellegrini
porco
portre
Premier lig
proco vs sakallis
Quaresma
Radikal
Radikal Futbol
Rai
Real Madrid
robbie fowler
Roberto Carlos
Roma
Ronaldinho
sakatlık
Sampdoria
Samuel Eto'o
santos
Schuster
Sebastian Vettel
Semih Şentürk
Sercan Yıldırım
Serdar Özkan
Serie A
Shabani Nonda
simon kuper
Sivasspor
soccernomics
sol
sol bek
sorensen
spor medyası
Spor Toto Süper Ligi
spor-sen
star wars
stefan szymanski
stoke city
syd barrett
şampiyonlar ligi
şampiyonluk
Şenol Güneş
Şili
Taraftar
Taxi Gençlik
Teofilo Gutierrez
tobias linderoth
Totti
Trabzonspor
transfer
TT Arena
Tugay Kerimoğlu
tuncay şanlı
Turkcell Süper Ligi
türk basını
türk futbolu
uefa
UEFA Leauge
uğur boral
Uğur Dündar
Uğur Meleke
Uruguay
Victor Shaka
Voleybol
Volkan Demirel
Volkan Şen
vuvuzela
Xabi Alonso
Yalovaspor
yıldırım demirören
Yorumculuk
Young Boys
Zafer Biryol
Ziraat Türkiye Kupası
Zlatan İbrahimovic
Tribün
About Me